Çatışmalar Düzensiz Tırmanıyor: Savaş Yerel Düzeyde Sürüyor

İsrail’in Hizbullah yöneticilerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırmasına rağmen Hizbullah’la arasındaki savaşın “lokalize” düzeyde kaldığı görülüyor, en azından şu ana kadar. Bunun neden böyle olduğu konusunda düşünmekte yarar var.

Hizbullah, Hamas’ın İsrail’e 7 Ekim’deki saldırısını önceden bilmediği konusunda ısrarlı, bilindiği gibi. Ben de Hizbullah’ın saldırılardan haberinin olmadığına inananlardanım. Çünkü Şii bir hareket olan Hizbullah’ın, Sünni Müslüman Hamas’ı desteklese de onunla kapsamlı bir ilişki içinde olmadığını düşünüyorum. Böyle bir ilişki olmadığını İsrail de batılılar da biliyor aslında.

Ancak, direnişçi bir örgüt olan Hizbullah’ın Filistinlilerle dayanışma içinde olduğu da bir gerçek. Bu nedenle İsrail’in kuzeyine ateş açmayı sürdürse de, İsrail’le kapsamlı bir savaşa yol açacak girişimlerde bulunmaktan kaçınıyor. İsrail ile Hizbullah, bilindiği gibi 45 yıl önce, Lübnan’ı işgal eden İsrail’in geri çekilişini denetlemek amacıyla kurulan UNIFİL (BM Barış Gücü) aracılığıyla mesajlaşıyor. Her iki taraf da potansiyel olarak tehlikeli olabilecek yanlış anlamaları bu biçimde yatıştırıyor. Bu da daha geniş bir çatışmayı önlüyor.

Peki, İsrail-Hamas savaşı sırasında İsrail’in Hizbullah’ı hedef almasını nasıl değerlendirilmeli? Konunun uzmanları bunu çatışmaların yoğunlaşması olarak değil, düzensiz bir tırmanma olarak tanımlıyor. İsrail’in Hizbullah’a yönelik eylemleri Hizbullah’ı İsrail’e karşı bir savaş açmaya götürecek gibi görünmüyor. İsrail’e yönelik sınır ötesi bu eylemlerden amacın Gazze’de kullanılabilecek İsrail askeri kaynaklarını meşgul etmek olduğunu açıkça belirtiyor zaten Hizbullah.

Hizbullah’ın geniş cephaneliğinin temel amacı İsrail’i İran’a yönelik büyük bir saldırıdan caydırmak ya da böyle bir saldırı durumunda misilleme yapmak. Yani kendisinin bir saldırı başlatması için yeterli olmayabilir o devasa cephane. Ayrıca, gözlemleyenlerin kolayca fark edebilecekleri gibi Hizbullah İsrail’in tutumuna göre hareket ediyor. Bunun nedeni, zaten derin siyasi/mali kriz içindeki Lübnan’ı savaşa sürüklememek olabilir.

Ülke gerçekten son derece ciddi sorunlarla boğuşuyor. Ekonomisi berbat, para birimi değer kaybediyor, yoksulluk artıyor, dünyadaki en yüksek enflasyona sahip. Hizbullah böyle bir ortamda ülkeyi savaşa sokan bir güç olmak istemiyor olabilir.

Hizbullah lideri Hasan Nasrallah Lübnan sınırındaki saldırılarla ilgili olarak “Hizbullah’ın hızla düşmanla tam bir savaşa girmesini bekleyen ya da talep eden bazılarına mütevazı gelebilir. Ama gerçekçi olmak gerekirse hala zamana ihtiyacımız var” demişti. Nasrallah taraftarlarına savaşı kademeli olarak kazanacaklarını da ifade etmişti.

Sadece Hizbullah değil, İsrail’in açık hedefi durumundaki İran da daha büyük bir savaştan kaçınıyor. Bunun nedenlerinden biri, rakibi Suudi Arabistan’la bu yılın başlarında varılan tarihi yumuşama anlaşmasını tehlikeye atmamak. Anlaşma Arap dünyasından büyük ölçüde dışlanan İran için hayli önemli. Herhangi bir çatışma bunu altüst edebilir.

İran da Hizbullah da savaşı tırmandırma konusunda pek istekli değiller. Ancak İsrail’in 2006 yılında BM Güvenlik Konseyi’nin İsrail’le savaşı sona erdiren kararı doğrultusunda Hizbullah güçlerini sınırdan uzaklaştırmaya çalışması halinde durum farklılık gösterebilir. Güvenlik Konseyi kararı Hizbullah’ın Lübnan’daki Litani Nehri’nin kuzeyine, yani mevcut mevzilerinden 10 milden daha uzağa çekilmesini içeriyor. Hizbullah’ın bu konuda taviz vermesi zor. İşte o zaman savaşın yine yayılmasa bile İsrail’le Hizbullah arasında “sertleşmesi” mümkün olabilir.

Hizbullah elbette Lübnan’da çok büyük bir güç. Şii Müslümanların çoğunlukta olduğu Güney Lübnan’da destekçisi çok. Önemi kabul edilse de Lübnan’ın genelinde ise destekçisi fazla sayılmaz. Yani İsrail’le girişeceği savaşta ülkenin tümünün desteğini arkasına alamayabilir.

Savaşı tırmandırmama konusunda İran’ın da Hizbullah’ın da gerekçeleri özetle bu. Hem İran’ı hem de Hizbullah’ı savaşa çekmek İsrail için akıllıca bir tutum olmaz. Bunun farkında olan ordu ile Başbakan Binyamin Netanyahu arasında ciddi bir çekişmenin olduğu da ortada.

Başından beri savaşın yayılmayacağı tahmininde bulunan biri olarak bu tahminimin doğru çıkmasını umuyorum. İnanıyorum ki İsrail’in tüm çabalarına rağmen Hizbullah da İran da tuzağa düşmeyecek, bir savaşa çekilmeyeceklerdir.

“Madem bitmiyor, hiç değilse yayılmasın” diye bir dilek olur mu?

Oluyor işte.

Madem bitmiyor, hiç değilse yayılmasın.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*